Çalışmalar

Bir bakış açısına göre her şey arasında işin başında farkedemeyeceğimiz bir ilişki var. Bence yok. Daha doğrusu, o ilişki zannedilen şey aslında iliştirmeye meyilli olan bir kişiden başkası değil. İtiraf ediyorum, ben de iliştirmeyi severim. Belki de, insanın eski bir tutkusudur iliştirmek. Çünkü önünüze gelen şeyleri sabırla yıllar boyu birbirlerine iliştirdiğinizde, sanki öbür türlü göremediğiniz bir ahenk geliyor evrene!

“Tek Yol Evrim!” mâcerâsı sırasında iliştirdiklerime gelince, Sabancı Ünivesitesi bünyesinde verdiğim iki lisansüstü dersi ve çocukluk dönemi fantezilerine istinaden ortaya çıkmış bir süper kahraman resimli romanı projesini örnek olarak verebilirim.

WP_20150314_14_12_50_Pro
Öğrencileri zor durumda bırakarak fotoğraflarını çekmeyi seviyorum.

Önce bu derslerden biraz bahsedeyim. İlk dersin üzerinden yedi yıl geçmiş (2009). Böyle bir şey yapmak neden mi aklıma geldi? Bir gün çıkardığı işin kalitesinden zerre kadar rahatsız olmayan ‘meslektaşlarımdan’ biraz uzaklaşmak istedim de ondan. Mesleğe yeni giren kişilerle tanışmak istedim.

Birkaç üniversiteye e-mail attım ve ne yapmak istediğimden bahsettim. Konuya en olumlu yaklaşan kişi Sabancı Üniversitesi’nden Sait Ölmez oldu. Kendisiyle ilginç bir görüşmemiz oldu. Bilin ki farklı bir şeyler yapmaya niyetlendiğinizde karşınızda böyle istisnai kişileri bulamazsanız hayalleriniz hiçbir zaman gerçekleşmeyecektir. İstisna olmaktan kastım, kişinin sonucunu tam olarak anlayamadığı bir şeyi destekleyerek riske girebilmesidir. Her kültürde az rastlanan bir insan türü olan bu kişiler, bizim kültürümüzde neredeyse bilinçli bir şekilde ortadan kaldırılırlar. Tabii bu durum niyetlendiğimiz işlerden vazgeçmemiz için bir mazeret olmamalıdır. Aksine, gurur duyacağı işler yapmak isteyen kişiler bu tür zorlukları yaşamaktan keyif duyarlar.

İşte “Tek Yol Evrim!” kendisini bu tür zorlukların ortasında bulan ama bu durumu yadırgamayan, aksine onu eşyanın tabiyatına bağlayan mâcerâperestler için yazıldı. Kitapla dersler birlikte ilerlediği için, birisini diğerinde tekrar tekrar değerlendirme ve geliştirme fırsatım oldu. Özellikle ders, bir yerden sonra, aklıma gelen fikirleri test etmek için kullandığım bir mecrâya dönüştü. Eğer tipik bir hoca olsaydım derdim ders anlatmak olurdu ama ben ders anlatmanın fuzûlî olduğunun artık farkındaydım. Arkasında asırlar olan alışkanlıklar üç beş saatlik derslerle tedavi edilemezlerdi. Daha garip, daha beklenmedik bir şeyler yapmalıydım.

“It is better to fail in originality than to succeed in imitation.” – Herman Melville

Bu tür şeyler yapmamı engelleyebilecek kendi başıma nelerin geleceği kaygısınaysa çocukluktan beri zaten sahip değildim. İlk olarak “Bilgisayar Bilimlerinde Yöneticilik Sorunları” takma adını taktığım bir dersi vermeye başladım (IT564). Geçen yıl bu derse “Yöneticilikte Haberleşme Sorunları” takma adını taktığım bir başka ders daha eklendi (DA525).

İkisi de aşağı yukarı aynı ders aslında. Birincisinde “ürün” vurgusu daha yüksek, diğerindeyse “yöneticilik geni” vurgusu. Her ikisi de çoğu pratik, çok ödev verilen, pek çok kısa ve bir uzun sınav yapılan dersler. Pratik bölümlerde öğrenciler takımlara ayrılarak birbirlerine karşı ‘savaşıyorlar.’ Beklenmedik anlarda ben de işlerini daha zor bir hale getirmeye çalışıyorum. Kısa sınavlar genellikle birkaç dakika uzunluğunda. Uzun sınava ise üç saat veriliyor. Her ODTÜ’lünün fantezisi bu olduğu için sadece bir soru var ;o)

WP_20150314_13_35_28_Pro
IT564 dersinin notlarına erişmek için fotoğrafı tıklayın

Derslerin tipik yapısıysa şöyle: Birinci derste öğrencilerin “kim ve nerede olduklarını anlamaları” hedefleniyor. İkinci dersse, “nelerin yönetilmeye layık olabilecekleriyle” ilgili. Üçüncü derste, “yönetimin ne zaman mümkün olabileceğine” yönetilebilirliğin gereksinimlerine odaklanarak cevap aranıyor. Dördüncü ders, “nelerin yönetilip nelerin yönetilemeyeceğine” dikkat çekmeyi hedefliyor. Beşinci ve son teorik dersse, “yöneticiliğin nasıl icrâ edilebileceğiyle” ilgili.

WP_20150314_13_35_47_Pro
Sınav örneği için fotoğrafı tıklayın.

Tabii bir şeyleri iliştirmeyi sevenlerin dikkat etmeleri gereken en önemli konu iliştirmenin ne zaman bitmesi gerektiğidir. Aklıma bu tür düşünceler ilk defa geldiğinde göremediğim bir şeydi bu. Şu andaysa bu sınırlar net olarak bana kendilerini göstermeye başladılar. Onlara dikkat ederek büyük resme baktığımda üç tane bileşen görüyorum: İşin felsefesi (kitap), işin pratik yanı (dersler) ve mesleğe yönelik düşünceler dışında da yazmayı sevmem (yeni bir meslek).

Birincisinin ilk örneği zaten önünüzde duruyor. Geriye kalan iki parçası önümüzdeki yıllarda (2018, 2019) piyasaya sunulacak. Hepsi bir araya geldiğinde eksiklerimiz ve hatalarımızda giderilmiş olacağı için, “Tek Yol Evrim!” üçlemesinin en düzgün versiyonuna kavuşmuş olacaksınız.

WP_20150305_19_48_38_Pro

İkincisi hâlâ devam ediyor. Öğrencilerle dersler esnasında olarak paylaştığım akıl haritaları bahsettiğim iki dersin deneyimini de bir araya getirerek bir kitaba dönüşmeye başladı. Kitap İngilizce olacak. Zaten siz de farketmişsinizdir, İngilizcem Türkçemden iyidir ;o)

thebozkurtlecturenotesonmanagement_cover_alt1_thumb
Olası bir başlık ve kapak resmi
Ancak tek neden bu değil. İngilizce yazmamın diğer bir nedeni bu tür konuları konuşacak daha çok kişiyle tanışmak istemek. Ayrıca kitabın sadece elektronik formatta piyasaya verilmesini fizibil kılmak. Dahası İngilizce olacağı için kitabı derslerde kullanma imkânım da olacak.
“Ring the bells that still can ring, forget your perfect offering. There is a crack in everything, that’s how the light gets in.” – Leonard Cohen
verfallen_cover_alt1_thumb
Olası bir başlık ve kapak resmi
Üçüncüsüne yönelikse, ufukta resimlerini Aylin Anık’ın çizeceği bir resimli hikâye var. Toplam dört hikâye olacak. Her hikâyeninse on bölümü olacak. Böyle söyleyince biraz garip gelecek ama hikâyeler günümüzün post-modern dünyasının sorunlarına çare olabilecek bir süper kahramanı konu alıyor ;o)
avatar
Satın al!